Twitter Facebook More

13 Eylül 2012 Perşembe

Birbirimize Güvenebilir Miyiz?

,



Paylaşım ekonomisinin çözmesi gereken en zor sorunlardan biri: Birbirimize nasıl güveneceğiz? Kitle kültürünün yıllarca insanlara empoze ettiği “her koyunun kendi bacağından asılır” ve “bireysel hazzımızın peşine düşmeliyiz” mitleri ile birleşen dünyanın tehlikeli, insanların güvenilmez olduğu inancı – hatta insan doğasının değiştirilemez vahşiliği miti- birbirimizden korkmamıze, şüphe etmemize sebep oluyor. Ne garip ki herkes bunlardan şikayet ediyor ama aynı zamanda bir o kadar da yalnız. Komşumuz ne ara aniden güvenilmez oldu acaba?

Paylaşıma dair yazılarda, kitaplarda bile “yabancılararası güven” adıyla geçen bu sorunun, “yabancı” denilen özneleri aslında sensin, benim, biziz. Yani aslında güvenmemiz gereken kişi “kendimiz”.  Ortak kullanımdan bahsederken, güven konusu hep sorun oluyor, bedensel güvenliğimiz, eşyamızın güvenliği, paramızın güvenliği…Peki tüketim dünyasında tüm bunlar güvence altında mı acaba?

Değil. Tüketirken de aynı korkuları sürekli yaşıyoruz. Yani aslında değişen bir şey yok. Korkularımız tüketsek de paylaşsak da her zaman aynı. O yüzden bu güven sorunu aslında eşyamız veya bireysel alanımızı paylaşırken de olduğu kadar tüketirken de var ve kendimizi ne kadar diğer insanlardan soyutlarsak soyutlayalım sanılanın aksine korkular azalmıyor artıyor. Çünkü korku bir duygu olarak dışımızda gerçekliği değiştirmiyor, sadece daha kalın duvarlar örmemize ve daha güvensizleşmemize yol açıyor. Ve düşünün ki herkes böyle hissediyor…

Yabancılara güven nasıl çözülür diye tartışıladursun, “tehlikelidir” diyen herkes sosyal medyada serbestçe paylaşım yapmaya devam ediyor. İnsanlar nerede yaşadıklarını, gittikleri her mekanı, şehri, nerede okuduğunu, okumakta olduğunu, nerede çalıştığını, nelerle ilgilendiğini, katıldığı etkinlikleri, politik düşüncesini, dini inancını, kimlerle arkadaş olduğunu, neyin yandaşı neyin karşıtı olduğunu hergün bir yığın insanla paylaşıyor. Üstelik bunların birçoğuna o kişinin adını Google’da aratarak kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Tipiniz bile belli. İnsanlar bu serbestliği benimsemişken birisiyle eşyasını ya da becerisini paylaşmanın güven verici olmadığını düşünüyor. Oysa hergün tüm hayatımızı paylaşıyoruz.



Sosyal ağlar, insanın içindeki paylaşma arzusunu ve zevkini ortaya koyması bakımından eşsiz bir örnek. Ortak kullanımın korkutuculuğu, bilgisayar başından kalkıp insanlarlarla yüzyüze görüşmeyi gerektirmesi. Tabi burada tartıştığımız güven daha çok fiziksel bir güvenliği kapsıyor. Oysa insanları yüzyüze görüşmekten uzaklaştıran şeylerden biri de duygusal güvenliktir. Yani sosyal korkular. Ne yazık ki bu sosyal korkuları da inşa eden yine aynı tüketim kültürü oluyor. Sosyal ağlar da kişinin yaşamını mobese kamerasından takip ediliyormuş gibi ortaya koyduğu için, insanlar sürekli davranışlarını denetleme, imajlarını kontrol etme, yanlış anlaşılmama, takdir ve onay görme güdüleriyle hareket etmek zorunda kalıyorlar. Ama bu güdüler, sosyal ağlardan önce zaten oluşmuştu. Tüketim davranışlarımızla. Şimdi kendini duvarlarla çevirmiş, onaylanmama endişesi yaşayan insanlar için, yüzyüze paylaşım bilinmeyen bir denizde yeni bir rota denemek gibi oluyor.

Dolayısıyla güvensizliğin iki ayağı var. Biri fiziksel güvensizlik ki aslında tüketme ve paylaşma davranışı açısından bir fark olmayan bir durum bu. İkinci duygusal güvensizlik ise aslında herkesin paylaştığı sosyal kaygılardan oluşuyor. Ortak kullanım ağlarının özellikle birinci tür güvensizlik için birçok önlemi bulunuyor. Aslında bu önlem denilen özelliklerin birçoğu insan topluluklarında doğal olarak var olmaktadır. Çünkü güven için en önemli özellik topluluk olma ve topluluğa ait olma, dolayısıyla topluluk tarafından kollanacağını bilmektir. Hayatta kalmak isteyen insanlar bu davranış biçimini her zaman benimsemişlerdir.  Dolayısıyla bir ortak kullanım sitesi, topluluğunu mutlaka oluşturmak zorundadır ki insanlar aitlik hissedip güven duyabilsinler. Genelde bu topluluklar, çeşitli etkinlikler aracılığıyla çevrimdışı buluşmalarda bir araya gelirler, böylece kullanıcılar birbirini daha iyi tanımış olur.

Genelde site yönetimi çok fazla denetleme ve kontrol işine girmez çünkü bunu topluluk kendisi yapar. Bir nevi mahalleli ilişkisi ve mahalle baskısı oluşur. Kötü niyetli bir insan olduğunu farzedelim. Bu insan böyle ortamda barınamaz çünkü bir eşya çaldıysa veya ödemesi gereken birşeyi ödemediyse bütün topluluğun bundan haberi olur ve o kişi gruptan dışlanır. Bir daha orada değişim yapamaz. Birçok site, topluluğun bu denetimi yapabilmesi için yorum yapma ve oy verebilme özellikleri eklemiştir. Örneğin insanların birbirinin evlerinde misafir olabilmesine olanak tanıyan seyahat değişimi sitesi Couchsurfing’te, değişimler gerçekleştikten sonra herkes birbirine yorum bırakır. Aldığı servisin kalitesinden ve o kişinin özelliklerinden bahseder. Böylece başkaları bu yorumlara göre tercih yapabildiği gibi, yorum ve oy sayısına göre o kişinin güvenilirliği de artmaktadır. Couchsurfing çok geniş bir kullanıcı sayısına sahip olduğundan, adres doğrulatmak gibi seçeneklerle güvenliğini artmıştır ve kullanıcılarına güvenlik için bir dizi tavsiye ve önerilerde de bulunmaktadır. Veya ebay gibi sitelerde, kullanıcılar birbirine yorum yazmakta ve oy vermektedir. Bu oy ve yorumlara göre kişinin ünü artmaktadır.

Paylaşım konusu özellikle Avrupa ve ABD’de yükselmekte olan bir sektördür. Büyük karlar elde eden şirketler çalışmaktadır. Bu şirketler güven konusunun önemini her geçen gün daha iyi anlamakta ve topluluklarını korumak için bu konuda çalışmalar yapıp stratejiler geliştirmeye çalışmaktadır. ABD’de paylaşım sitesi craigslist’e ilan verip cinayet işleyen birkaç kişi medyada craigslist katilleri olarak işlenmesi ve kişiden kişiye ev kiralama sitesi Airbnb’de bir kişinin evinin zarar görmesi bu konunun üzerine daha fazla gidilmesi gerektiğini gösterdi. Tabi ki yaşanan olaylar kişiden kişiye değişim tehlikelidir şeklinde bir yargıda bulunmayı gerektirmiyor. Suç her yerde ve her koşulda var, buna niyetlenen insanlar da. Bu olayların dışında binlerce insan sorunsuz şekilde değişimlerini yapıyor ve diyalog kuruyor. Ama bu tür olaylar böyle bir sistemi işletenlerin bu konuya daha özenle eğilmelerini sağlamalı, kullanıcıların da güvenlik için neler yapıp yapmayacağı konusunda bilgilendirilip yönlendirilmelerini gerektirmektedir.  İnternetten tanımadık birisiyle görüşmenin riskleri, ortak kullanım sitelerinden önce de vardır.  Şahsi fikrim böyle bir olaydan sorgulanması gereken, o sitedeki topluluğun kendini denetleme mekanizmasının olup olmadığı ve aktif bir topluluğun olup olmadığıdır. Bildiğim kadarıyla craiglist böyle bir site değil. Örneğin sitenin partner arayan (hatta bu konuda çeşitli fotoğraflar koyan) kişilerinin bırakın topluluk parçası olmayı kendilerini gizlemek için çok hassas davrandığı net bir şekilde görülebilir.  Mesajlarında gizliliği de vurgularlar. Ama güvenilir ortak kullanım sitelerinde böyle bir gizlilik hemen şüphe uyandırır. Gizliliği geçin, kredi kartından kimlik onaylatma gibi güvenlik seçenekleri vardır. Özetle,  bir değişim yapılacak yer seçerken, güvenlik için sitelerin yapısı iyice incelenmelidir.  Çok sayıda şehri, ülkeyi kapsayan büyük sitelerde, yerel grupların ve toplulukların olması ve onların kendi içinde diyalog halinde olması önemlidir.

Bu süreç, “ün ekonomisi”(reputation economy) adında yeni bir alanın doğmasına tanıklık ediyor. Sadece sosyal paylaşım ağlarını baz alırsak bile online ün yeterince önem kazanmış durumda gözüküyor.  İnternet imajı ve ünü oluşuyor ve insanların işe alınmadan önce işveren tarafından internette araştırılması bu imajın önemini gösteriyor. Yani bu imaj giderek önemli hale gelecek ve nereye ne yazdığımız, nerelerde hesaplarımızın olduğu ünümüzün önemli bir parçası olacak. Bugün Trustcloud gibi sanal ünü yöneten siteler türemeye başladı. Trustcloud’ın sayfasındaki açıklamalara göre yaptığı şey “sanal davranışlarımızı ölçmek” ve sonunda herhangi bir paylaşım ekonomisinde kullanabileceğimiz bir skor çıkarmak. Herhangi bir siteye yerleştirmek için bir de sanal kart oluşturabiliyorsunuz. Yani 5-6 tane paylaşım sitesine üyeyseniz, oradaki paylaşımlarınız, aldığınız oylar, güvenilirliğiniz bu kartta gözükebilecek ve her yerde kullanabileceksiniz.  Güvenilirlik kartları, paylaşım ekonomisi geliştikçe şekillenip çoğalacağı ve ayrı bir sektör yaratacak gibi gözüküyor.


Sonuç olarak birbirimize güvenmemiz imkansız veya korkunç değil. Bir toplulukta güven yaratmanın çok çeşitli yolları var ve paylaşım doğrultusunda amaçlar taşıyan site kurmuş herkes –öncelikle kar hedeflese bile- güvenililirliği inşa etmek zorundadır. Aksi takdirde insanlar orayı tercih etmeyecektir.  Bir ortak kullanım ağı, aslında sadece bir araçtır, insanlararası etkileşimi fiziksel dünyaya da yansıtmak ve tüketime alternatif bir yaşam oluşturmak için. Ancak bir aracın amacına uygun kullanılabilmesi için her tür beklentiyi ölçüp ona göre inşa edilmesi gerekir. Zaten sonunda böyle olan siteler ayakta kalan ve varlığını devam ettirenler olacaktır. İnsanlara düşen görev, böyle sosyal ağların gelişimi için talepte bulunmak, her tür eksiği eleştirmek ve beklentileri ortaya koymaktır. İkinci güven sorunu olarak bahsettiğim sosyal güvenilirlik için ise harekete geçmekten başka seçeneğimiz yok. Yani sistemin içine ne kadar girer ve etkileşimi deneyimlersek, korkularımız o kadar azalacak. Zor belki ama oturduğumuz yerde duygumuzun değişmeyeceği de oldukça açık.  Bu nedenle bildiğiniz bir ortak kullanım sitesi ve topluluğu varsa, endişelerinizi bir kenara bırakıp, ona bir şans verin. Kimbilir belki uzun zamandır beklediğiniz bir fırsat karşınıza çıkar. 

0 yorum to “Birbirimize Güvenebilir Miyiz?”

Yorum Gönder