Twitter Facebook More

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Armağan Kültürü

,



Armağan ritüelleri, yaşamımızda hala eskiden kalma adetler olarak yer almaktadır. Bir kısmının farkında bile değiliz. Armağan, deyince illa birinin doğum gününün gelmesi gerekmiyor. Doğum günlerinde veya diğer özel günlerde alınan hediyeler de maddi karşılıktan öte manevi anlamları için alınıyor. Gerçi günümüzde ucuz hediye-pahalı hediye ayrımı ne yazık ki oluşmuş durumda, ama esasen hediyenin niyeti belli etmesi ve veren kişinin ileride kendi özel günlerinde karşılık alacağına garanti etmesi açısından, “armağan”ın anlamı devam etmektedir. Özel günler dışında, şimdilerde unutulmuş olması olası bir başka adet, yeni bir eve taşınınca, komşulara götürülen yemektir. Yemek sembolik bir anlam taşır ve komşulara kendini tanıtma ve diyalog başlatma için aracı konumundadır. Armağanın çeşitli işlevlerinden biridir aracılık ve genelde maddi değeri ve anlamından ötesini içinde barındırmaktadır. Ölümlerde, doğumlarda, bayramlarda dağıtılan yemekler armağan kültürünü sürdürür. Herhangi bir para mübadelesi içermeyen bu değiş tokuşların ve dağıtımların amacı insanlar arasındaki diyalogu arttırmak, pekiştirmek ve beraberliği beslemektir. Lewis Hyde’ın “Armağan Kültürü” isimli kitabında dediği gibi “bir armağan verilmesi, bir metanın satışından farklı olarak, taraflar arasında bir ilişki kurar.” Bir karşılık beklentisi oluşur ama bu bekleyiş minnet borcuyla alakalıdır, öfkeli, kıskanç ve bencil bir hak iddiası değil. Yani aslında insanların bekledikleri ve görmek istedikleri şey niyetlerdir. İnsanlar birbirinin güvenilir olduğunu ve beraberliklerinin de güvenilir olduğundan emin olmak isterler. Armağanlar bu nedenle güveni ve birlikteliği besler.

Armağan vermenin önemli bir başka özelliği, biriktirmeye karşıt olmasıdır. Kapitalist toplumda ne kadar çok biriktirip, kendimize saklamak önemliyse, armağan kültüründe de kendinde biriktirmemek o kadar değerlidir. Böylece şeylerin döngüsü sağlanır. Yani topluluk içinde kimsede sermaye birikimi olmaz, herkes birbirine iletir. Topluluktaki herkes kazançlı çıkar. Verdiklerinde, verdikleri şeyin ya da fazlasının kendilerine geleceğini bilirler, bu da döngüyü yaratır. Verme ve döngüler, armağan alışverişinin devamı için önemlidir. Günümüzde farkında olmadan insanlar, bu ritüelleri devam ettirmektedir. Örneğin işe giren birisi, ilk maaşıyla çevresine yemek ısmarlar veya fakir doyurur. Ev alınca kurban kesenler vardır. Kısacası yeni bir şey almak, para kazanmaya başlamak, bir alma eylemi olduğundan, insanlar farkında olmadan-bereketinin artması adına-verme eylemini de sembolik olarak gerçekleştirirler. Bereketin sürmesi, zaten döngünün gerçekleşmesi anlamına gelir. Yerli topluluklarında toplumsal itibar için dağıtma törenleri yapılır. Yani ne kadar armağan verilirse, itibar o kadar artar. Armağan kültürüne örnek olarak kızılderililerde potlaç adı verilen şenlikler verilebilir. Lewis Hyde’ın anlatımına göre topluluktaki mevkiinin herkes tarafından tanınmasını isteyen bir kabile üyesinin verdiği bir ziyafettir ve şenlikte ritüel nesneleri atılıri yakılır. Kabilelerden biri bunu “servet öldürme” olarak adlandırır. Vikipedi’de daha farklı anlatılmış: “O zamanlar Kabilenin yıl boyunca çektiği sıkıntıların atlatıldığı, herkesin mutlu olduğu baharda yapılan ve bir ay süren Potlaç, bolmüzikli ve danslı geçerdi. Herkesin elinde kalan giysi, yiyecek ve içecekler bir araya toplanır, kabile yaşlılarının denetiminde herkese eşit biçimde dağıtılırdı. Yediklerini yer, yiyemediklerini yakarlar, postları da paylaşırlardı. Burada amaç, farklılıkların sürekli olmamasını sağlamaktı. Eşitsizliği önlemek için tekrar eşitlik noktasına dönmekti.” Trobriand takım adaları boyunca da armağan değiş tokuşuna kula adı verilir. Hüseyin Köse’nin aktardığı şekilde “İlk olarak antropolog Malinowski tarafından tüm karmaşıklığı içinde gözlemlenmiş olan kula döngüsünde, anlamsal olarak birbirine zıt iki tür ekonomik eşya, sağlayacakları tüm yararlılık ölçüsünden arınmış olarak adadan adaya dolaşarak el değiştirmektedir.”

Kapitalist toplumda, mübadeleler kar odaklıyken, armağan ekonomisinde minnet borcu ön plana çıkar. Arkadaşımıza borç versek, geri alırken faiz istemeyiz. Veya eşyamızı vereceğimiz zaman para istemeyiz. Çünkü aramızda bir ilişki ve minnet duygusu vardır. Armağan toplumlarda da korunmaya ve sürdürülmeye çalışılan ilişki budur. Topluluktaki insanlar arasında duygusal bağ kurulur armağan aracılığıyla bu bağ korunur. Tıpkı aile içi ilişkilerde olduğu gibi para mevzusu ve sermaye biriktirme işin içine girerse, ilişki bozulmaya başlar. Şu an kapitalist toplumlarda gözlemleyeceğimiz gibi samimiyet gider ve güven azalır. Herkes kendini düşünmeye başlar ve sonunda yalnızlaşır.

Armağan kültürüne bakınca, ortak kullanım ağları denilen takas sistemlerinin aynı işlevi yerine getirip getirmeyeceğini düşünüyor insan. Ancak birşeyin armağan olması için paranın olmaması şart değildir. Yani parasız bir sistem, armağan kültüründeki armağanların tüm işlevini yerine getirecek diye bir şey yok. En üst paragrafta verdiğim, yaşamımızda aklınıza gelebilecek armağan örneklerini düşünün. Hepsinde öncelikle niyet var. Öncelikle niyet ve bakış açılarının değişmesi gerekiyor, mübadelenin armağan niteliği kazanabilmesi için. Sonuçta bir yerli kabilesi en başta bu niyet ve inançlara sahip olmasaydı, yaptıkları ritüelleri de yerleştirmezlerdi. Bizim için yaşadıklarımıza bakınca, aslında herşey son derece nettir. Biriktirmenin ve döngüye güvenmemenin sonuçlarını yaşıyoruz. Niyetimizi ve bakış açımızı değiştirirsek, bereketin nasıl geldiğini hatırlarsak, adım atmamız kolaylaşabilir.

Önemli bir sorun ise minnet borcunun insanların korktuğu bir şey haline gelmesidir. Çünkü minnet borcu ister istemez, bağımlılıkları da beraberinde getiriyor. Tıpkı aile ve yakın arkadaşlarımıza hissetiğimiz türden. İnsanlar da bu tür bir ilişkinin özgürlüklerini kısıtlayacağından endişe ediyor. Ama söz konusu internetteki paylaşım çağı olunca, ne derece bir bağımlılık oluşabileceği tartışılır. Bu kadar kalabalık gruplarla değiş tokuş yapıyorken, özerklik mutlaka olacaktır. Şunu unutmamak gerekir ki, karşınızdaki insan da aynı endişlere sahip. Endişeleri azaltacak eylem, niyeti göstermek ve döngüyü başlatmaktır. Yani sosyal ağlar sayesine armağan kültürünün tekrar toplumsal yaşama adapte edilebileceğine inanıyorum. Üstelik geniş grupları içereceği için, kişinin paylaşımı özerk bir hale gelecek ve özgürlüğünü de kısıtlamayacaktır. Bazı sosyal ağları inceleyince, en çok paylaşım yapanın-yani verenin- şimdiden en fazla itibar sahibi olan olduğunu görmek mümkün. Hatta bunu desteklemek için oylama ve yorum sistemlerine sahip birçok site. Armağan kültürü yavaş yavaş içimize sızmaya başladı.

Döngüyü deneyimlemek için siz de yakın çevrenizle armağan grubu kurabilirsiniz. Önemli olan 2 kişiden fazla kişinin olması, para içermemesi, ve yararın tek bir kişiden ziyade tüm topluluk için olmasıdır. Bunun için de kişiler arasında, herkes katılmalı ve birbiriyle değiş tokuş yapmalı ki armağanın araç olduğu güven, minnet ve duygusal bağ herkese ulaşabilsin. Hiçbir şey sabit durup birikmesin, herşey döngüde olsun…


1 yorum:

  1. çok güzel bir fikir. minnetten o kadar korkmamalıyız bence de...

    YanıtlaSil