Twitter Facebook More

22 Mart 2012 Perşembe

Senin İçin Kaç Köle Çalışıyor?

,
Karbon ayakizi ve Su ayakizi ölçümleri ile tüketim seçimlerimizin doğada yarattığı tahribatı öğrendik. Satın aldıklarımızın bize ulaşana kadar geçirdiği aşamalardan bihaber şekilde yaşarken, öğrendik ki aslında tercihlerimiz için büyük bedeller ödeniyor. Slavery Footprint(Kölelik Ayakizi) de benzer bir mantıkla oluşturulmuş bir web sitesi ve mobil uygulamadır. Site, kar amacı gütmeyen kölelik karşıtı Call + Response ve the State Department’s Office to Monitor and Combat Trafficking in Persons işbirliği ile oluşturuldu. Artık çoğumuz satın aldığımız, özellikle yabancı markaların ürünlerinin “üçüncü dünya ülkeleri” diye tabir edilen yerlerden geldiğini biliyoruz. Son 10-20 yılımız aldığımız ürünlerin etiketlerine bakıp “Made in China”, “Made in Bangladesh”, “Made in Thailand” gibi ifadeler görüp tuhaf karşılamakla geçti. Sonra anladık ki büyük markalar ucuz işgücü için fabrikalarını bu ülkelere taşımış. Ama bu bilgiler davranış şeklimizi pek değiştirmedi çünkü hala ortada neler döndüğüne dair net bir bilgiye sahip değildik.

2000 yılında Naomi Klein’ın yazdığı No Logo kitabı bu markalar ve fabrikaları ile ilgili oldukça çarpıcı gerçekleri ortaya koydu ve çok tartışma yarattı. Şu anda eskiye oranla daha çok insan gerçekleri bilse de yine de kamuoyunda henüz yeterli bir karşılığı oluşmuş değil. Klein’in kitabında anlattığı gibi büyük markalar 90’lı yıllarda kendi ülkelerindeki fabrikaları kapatıp, çok sayıda insanın işsiz kalmasına sebep oldu. Ucuz işgücü sağlanacak ülkelerde kendi adıyla kendine ait bir fabrika açmak yerine, onlara üretim yapacak taşeron firmalarla anlaşıp, bütün ürünleri ve dolayısıyla hukuksal süreçleri, sorumlulukları da onlara yüklemiş oldular. Bir nevi “işimizi ucuza yapsın, ama koşullardan biz sorumlu olmayalım” durumu oluşmuştu. Bu fabrikaların üzerlerinde marka isimleri yazmadığı gibi rakip markaların ürünleri aynı şekilde yan yana üretilebiliniyordu. Bu fabrikalarda çalışan insanlar, insan haklarına aykırı şekilde zor koşullarda ve az paraya çalışmak zorunda kalıyorlar. Kölelik illa bir insanın diğerini silah zoruyla çalıştırması anlamına gelmez, mecbur edilmek de bir tür köleliktir. Bu çalışma ortamlarında çalışma saati genelde uzun ve 16 saate kadar çıkabiliyor, çalışanları çoğu ise genç kadınlardır. Fabrikalar, şehirden uzak ayrı bölgelerde kurulu olduğu için, çalışanlar da genelde kötü koşullu yatakhanelerde kalmaktadır. Ve çalışanların kendi ürettikleri malları alması imkansız gibi birşeydir. Tabi ki sendika ve grev hakları da yoktur.

Bu koşulların daha detaylı anlatımları kitapta mevcut, Kölelik Ayakizine dönersek; sitede kölelik ayakizini hesaplamak için bir anket bulunuyor. Amaç bu gerçeklere dikkat çekmek ve tüketmek üzere satın aldığımız her ürünün bize ulaşana kadar kimlerin yaşamlarını etkilediğini görmemizi sağlamak. İnsanların genelde “ama onlar saygın markalar, kendilerini riske atmazlar” ya da “böyle bir şey olsaydı bilinirdi, konuşulurdu” tarzında inançları var kendilerini rahatlatmak için ama unutmayın marka istediği kadar saygın olsun, tek amacı kar etmektedir. Ve kar etmesi için üretim maliyetini her zaman düşürmeye çalışacaktır. Marka oturup sizin iyiliğinizi düşünmez, karını düşünür. Bu nedenle iyimserliği bir kenara bırakmak gerekiyor.

Kölelik Ayakizi anketinde,kişisel bakım, ev, elektronik, yiyecek, giyim gibi alanlarda ne kadar tükettiğine dair seçimler yapılıyor. En sonunda kaç kölenin senin için çalıştığına dair bir sayı çıkıyor. Aslında sonuçlar farkında olmadığımız bazı durumları ortaya çıkarmak için çok iyi. Örneğin benim için 43 kölenin çalıştığı ortaya çıktı. Ancak daha tuhafı bu skoru en çok etkileyen kısmının kişisel bakım olarak çıkması çünkü ben bu konuyla pek ilgilenmiyorum. Ama ilgilenmediğim halde gereksiz bir sürü şey satın almış olduğumu anladım.(Bir de ilgilensem ne olacak acaba?) Evimizi bu yönde incelemek gerek, oje nadiren süren bir insansam niye 10 tane ojem var sorusunu sormaya başlamamız lazım. Çünkü aldığımız şeylerin çoğunu “almış olmak için” veya “imajı güzel” diye alıyoruz. Tabi ki çok fazla parçaya sahip ürünler(araba, elektronik gibi) daha fazla etki yaratıyor. Bunu da unutmamak lazım Elimizde ürün tek parça da olsa, her bir parçası için çalışan insanlar olduğunu düşünürsek, etki artıyor.

Call+Response’dan Justin Dillon bu anket sonucunda amaçlarını insanları utandırmak olmadığını söylüyor ve insanları bilgilendirmek ve bu sorunu çözmek için yaşam tarzlarını değiştirmelerine yardımcı olmak istediklerini belirtiyor. Aynı zamanda bir uygulama geliştirmişler, bu uygulama ile insanlar mağazalara “köleliği desteklemeyen ürünler” istediklerine dair taleplerini iletebiliyor. Uygulamayla yaptıkları eylemler sonucu “Free World Point” kazanıyorlar. Anketi doldururken karşımıza ilginç bilgiler de çıkıyor. Örneğin, 2007’de Save The Children organizasyonu, Pakistan’da 250 bin çocuğun tuğla ocağında tamamen izole biçimde çalıştıkları ve yaşadıklarını ortaya koymuş. Her gün Amerikalı kadınlar binlerce makyaj ürünü kullanıyor, bu makyaj ürünlerindeki ışıltıların(simler) yapılması için Hindistan’da 10 binlerce çocuk mika(mica) kazıyor. Ve Çin’de futbol topu üreticileri, günde 21 saat çalışmak zorunda kalıyorlar.

Aklımıza gelmeyen çok sayıda eşya, aynı koşullardan geliyor. Bu durum yerel üretim-yerel tüketim gerekliliği bize hatırlattığı gibi, eşyaları ortak kullanmamızın da önemini gösteriyor. Ama esas sorunun çözümü, daha fazla insanın bilinçlenmesi ve bu markalara taleplerini göstermesidir. Sonuçta bu şirketler, onların sattıklarını alanlar sayesinde bugün bu kadar güçlüler. Bu kitle elindeki gücün farkında değil. Hükümet kadar söz sahibi olduklarına göre, insanların da aynı hükümetlerinden hesap sordukları ve taleplerde bulundukları gibi bu şirketlere de hesap sormalarının vakti çoktan gelmiştir.

Kaynaklar:
http://www.fastcoexist.com/1678561/how-many-slaves-are-working-for-you
http://slaveryfootprint.org
No Logo, Naomi Klein

0 yorum to “Senin İçin Kaç Köle Çalışıyor?”

Yorum Gönder